Son günlerde İsrail iç politikası, özellikle sosyal medya üzerinden atılan bazı adımlarla gündeme damgasını vurdu. Bu bağlamda, İsrail İç Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in yaptığı bir paylaşım, Türkiye'de geniş yankı uyandırdı. Ben-Gvir, sosyal medya platformu üzerinden yaptığı açıklamalarında Türkiye'ye yönelik bazı provokatif ifadeler kullandı. Bu durum, elbette ki Türkiye'de diplomatik tepkilerin ateşini fitillendi. Ülkeler arasındaki gerilim, her iki tarafın da karşılıklı açıklamalarıyla tırmanmaya devam ediyor.
Türkiye'nin ana muhalefet partisi CHP, Ben-Gvir’in açıklamalarını kınayarak resmi bir basın toplantısı düzenledi. CHP Sözcüsü, “Bu tür ifadeler, sadece iki ülke arasındaki dostluk bağlarını zayıflatmakla kalmaz, aynı zamanda bölgedeki barış ve istikrarı tehdit eder” sözleriyle tepkisini dile getirdi. Partinin diğer üyeleri de, Ben-Gvir’in açıklamalarının basit bir provokasyon girişimi olduğunu ve buna karşı Türkiye'nin güçlü bir duruş sergilemesi gerektiğini vurguladılar. CHP’nin yanı sıra birçok farklı siyasi liderden de benzer içerikte açıklamalar geldi. Özellikle Milliyetçi Hareket Partisi(MHP)ve İYİ Parti yetkilileri, İsrail’in tavırlarını eleştirdi ve Türk milletinin onurunun asla sorgulanamayacağını belirttiler.
İsrail hükümetinin Ben-Gvir’in açıklamaları konusunda destek vermesi, Türkiye ile olan ilişkileri daha da zora soktu. Dışişleri Bakanlığı, Ben-Gvir’in sözlerinin “Türkiye’nin milli onurunu hedef aldığını” ifade ederek, “Bu suskun kalınacak bir durum değildir. Gereken cevabı vermekte tereddüt etmeyeceğiz” ifadesiyle duruma müdahil oldu. Türkiye’ninki gibi bir yanıtın gelmesi ise, İsrail basınında geniş yere sahip oldu. Türkiye'nin sert tepkisi, sadece resmi açıklamalarla sınırlı kalmadı; sosyal medyada da büyük bir infiale yol açtı. Çok sayıda sosyal medya kullanıcısı, Türkiye’nin güçlü bir yanıt vermesini talep etti ve “Ben-Gvir, aklını başına alsın” şeklinde mesajlar paylaştı. Bu durum, ayrıca Türkiye’nin sosyal medyanın etkili kullanımıyla da nasıl bir duruş sergilediğini gözler önüne serdi.
Bunun yanı sıra, Türkiye’nin eski Dışişleri Bakanı ve bazı diplomatik uzmanlar, bu tür provokasyonların, yönetimsel açıdan yanlış bağlılıklar yaratabileceği ve halk arasında yanlış bilgilendirme riskini artırabileceği konusunda uyardı. “Diplomasi, sadece sözlerle değil; eylemlerle de desteklenmelidir” diyen yetkililer, milletin birlik ve beraberliği için sağduyunun önemine dikkat çekti. Sonuç olarak, Türkiye’deki bu tepkiler, halkın ve siyasetin nasıl bir araya geldiğini ve Cumhuriyet’in kuruluş temel değerlerine olan bağlılığını gözler önüne serdi.
İsrail'in stratejisi ne olursa olsun, Türkiye'nin bu konudaki duruşu net bir şekilde belirlenmiş durumda ve karşılıklı bu tür tahrik edici açıklamaların iki taraf için de ne denli yıkıcı sonuçlar doğurabileceği malum. İşte tam bu noktada, halkların barış içinde bir arada yaşaması için diplomatik ilişkilerin güçlendirilmesine ve karşılıklı anlayışa ihtiyaç var. Ancak zaman gösteriyor ki; bu tür medya üzerinden yapılan sert açıklamalar, ne yazık ki barış umuduna zarar vermekte ve ilişkileri daha da karmaşık hale getirmektedir.
Sonuç olarak, iki taraf arasındaki bu gerginliğin, sadece tartışmalara değil; aynı zamanda diplomatik ilişkilerin sarsılmasına da yol açabileceği düşünülüyor. Özellikle de Orta Doğu bölgesinin günümüzdeki hassas dengeleri göz önüne alındığında, bu durum oldukça dikkat çekici bir hal almakta. İki ülke arasındaki iletişimin yeniden sağlanabilmesi için savaş naralarının değil, barış çağrılarının öne çıkması gerektiği aşikar. Ancak bu, her iki ülkenin sorumlu bir liderlik göstermesiyle mümkün olabilir.